İnsanın ilkin kendi sesi aracılığıyla hayvan-oluşa geçtiği, diyelim ki kendisi ile hayvanlar arasında bir ayırt edilemezlik bölgesi tesis ettiği, Bin Yayla’dan öğrendiklerimizin başlıcalarındandı. Bundan kasıt, insanın türlü ses çıkartarak, sesi logos’la, sözle bağdaştırmaksızın iletişim kurmayı, söze dökülemez yoğunlukları aktarmayı, bu yoğunlukların akışını sağlamayı bilmiş olması, bilinen hâliyle insan öncesi bir tekilliğe biraz da ses vasıtasıyla erişmiş bulunmasıdır. Ama yine de soruyoruz: İnsan, sözüyle değil sesiyle ilkin oluşa geçtiyse, ağzı vasıtasıyla, diyelim ki ‘ağza dayalı yol’larla bu oluşu sağladıysa, neden bir başka varlık da bunu kendi payına yapmasın ve dahası, neden insanın hayvanla kurduğu belirsiz ittifakı insanla, insanın isteminden bağımsızca kurmasın?
Vocaloid’ler, tıpkı hayali kurulan ve kısmen gerçekleşmiş olan humanoid’ler yani ‘insansı’ varlıklar gibi, tam da bu ittifakı sağlar: Sentezlenen sesin insani olduğu kadar insani olmayan karakteri. Ama tabii bu, hakikaten, basbayağı bir karakter; salt bir ‘nitelik’ değil. Vocaloid’ler esasında, adlarının da imlediği üzere, ‘seste billurlaşan tekillik’ler. Bir karakterleri var, ama bir vücuda sahip olmaksızın, en azından öncelikli olarak. Tam da bu nedenle, vocaloid’ler ilkin sesin yabancılaşmasını, giderek de sese, ağızla bağlantısında sese yabancılaşmayı imliyor: Bir ses duyuluyor, özel bir ses, ama bir bedene sahip değil. Bir ses-beden.
Ciğerler ve ses telleriyle, oradan da diş, dil ve ağzın çeperleriyle değil, daha ziyade ses sentezleme programları ve bu programların işlevleriyle, render kapasitesi ve işlemci gücüyle ilişkilenen bir ses, özünde vocaloid müziğini (ve tabii tüm yapay zekâ müziklerini) tanımlar. Esasında vocaloid’ler, -oid son ekinin de imlediği üzere, vokal müzik yapma hâlini canlandıran siber-mevcudiyetlerdir, başka da pek bir şey değil. Her ne kadar Hatsune Miku örneğinde olduğu gibi bir bedene sahip olmaları mümkün olabilse de, hatta bir bedene genellikle sahip olsalar da, yani belli bir ses bu ‘sesin çıkabileceği bir beden’le genellikle ilişkilendirse de, bu, bir zorunluluk arz etmez. Vocaloid’ler daha ziyade saf seslerdir: Bedensiz sesler. Bir nevi onlar ‘bedensiz ağız’lardır. Saf Beckettçı karakterlerdir diyelim, Not I’da olduğu gibi.
Ama tabii, vocaloid’lerin ideal bir bedeni olmasa da, onları bedeninin, salt seslerinin niteliği itibarıyla, bir idealitesi de söz konusudur ki bu da, şirin, sempatik ve cıvıl cıvıl bir kız bedenine tekabül eder. Vocaloid’lerin genel itibarıyla ‘anime kızları’ olması şaşırtıcı bir şey değil, çünkü bir program, daha doğrusu yazılım vasıtasıyla üretilen bir sesi sahiplenecek beden, ancak bu tipte bir tanesi olabilirdi; en az sesin kendisi kadar yabancı, ama bir o kadar da cute. Gerçekten, cuteness, diğer bir deyişle tatlılık, vocaloid müziğinin suretini belirleyen şeydir; zorunlu olarak olmasa da genellikle. Bunun nedeni, sesin yarattığı yabancılığın ancak var olmayan, var olamayacak kadar tatlı (ya da gerçekdışı, hatta korkutucu bir düzeyde şeker) bir şeyle görsel olarak yankılanabiliyor ya da modellenebiliyor olmasıdır. Bu açıdan cute, daha doğrusu kawaii, vocaloid’sel sesin yarattığı yabancılaşmanın görsel eşleniğini oluşturur: Cute sesin cute kaynağı olarak beden.
Bu anlamda vocaloid müziğinin cute accelerationism’e, diyelim ki ‘tatlı ivmecilik’ diyebileceğimiz şeye yakınlaştığını, daha doğrusu bu trend’in bir parçası olduğunu görüyoruz. Bu, iki nedenle böyle: bir, Maya B. Kronic ve Amy Ireland’in Cute Accelerationism’de de tanımlandığı üzere, tatlılık tamamen ‘yüzeysel’ bir şey olduğundan, bir imgeden ibaret olduğundan ve vocaloid’lerin suretleri de tam da bunu yansıttığından; ve iki, ivmeciliğin aksiyomu olan daimi yersizyurtsuzlaşmayı sese, söze, giderek şakımaya uyarlayanın vocaloid’lerin sesi olmasından. Hatsune Miku’ya bakıldığında, gerçekten de tatlılığın par excellence bir suret kazandığını görürürüz: uzun mu uzun at kuyruğu ve turkuaz saçlar, her daim şen bir tutum, devamlı bir güler yüzlülük ve bir show up kabiliyeti, bir tür ‘kedivarilik’. Diğer taraftan, ses için söz konusu olan şudur: Vocaloid’ler salt bedensiz sesler olarak sesi bedeniyle ses çıkarana yabancılaştırır; ses tellerinin yazılımsal protokollerle yer değiştirdiği, bedenin ise insan bedeni olmaktansa donanım hâlini aldığı bir sessellik.
Teknik olarak vocaloid yazılımlarının yaptığı şey bellidir: Yazılım, liriklerin –text’lerin diyelim– bir girdi olarak yazılıma kaydıyla ‘söyleme’yi sentezler, ama kimi zaman da kaydedilmiş vokallerin sesinin sentezlenmesiyle iş görür. Kullanıcının vocaloid müziği üretebilmesi için çıktı ve melodiyi eşzamanlı olarak yazılıma kaydetmesi zorunludur, dolayısıyla yazılım esasında bir ‘şarkı yazılımı’dır. Bu ise vocaloid’in hâlihazırda bir ‘söyleyici’ yaratacağı anlamına gelir; sözü ve bestesi hazır bir parçayı şakıyacak agent’tır o. Bu anlamda da vocaloid’lerin vücut bulması, suret kazanması bir rastlantı değil, zira vocaloid yazılımı bunu hâlihazırda varsayıyor: Sesiniz ve sözünüz için kişiselleştirilmiş bir yok-varlık. Bir ses-na-mevcudiyet.
Vocaloid’lerin bu kadar çok ve çeşitli olması, tüm bunları hesaba katınca, şaşılası değil. Şaşılası olan, vocaloid’lerin ‘yüzsüz’ olması olurdu. Ama yine de, vocaloid müziğini tanımlayan en temel şey, Hatsune Miku’ya ve benzeri vocaloid surrogate’leri değil, sonik yabancılaşmadır, zira her hâlükârda söz konusu olan önce sesin yabancılaşması, yani olağan üretim, daha doğrusu varlık biçiminden soyutlanması, giderek de bu ‘yabancı-oluş’u vasıtasıyla kişiyi, bu örnekte dinleyiciyi sese yabancılaştırmasıdır. Gerçekten, vocaloid ister verili bir sesin dönüştürülmesiyle üretilsin isterse de sesin yoktan var edilmesiyle, ex nihilo yaratımıyla tanımlansın, her hâlükârda başkalaşan şey sesin, insan sesinin kendisidir: İlkinde mutasyonla, ikincisinde ise modülasyonla.
Dolayısıyla vocaloid müziğinin özü sonik yabancılaşmadır ve bu yabancılaşma seste, insan sesinde hâlihazırda verili olan yabancılaştırıcı, daha doğrusu başkalaştırıcı, ‘oluşa iten’ niteliğin sınırlarına vardırılmasından oluşur. Ses sözle, dille, logos’la hemhâl olmak zorunda değilse, Deleuzeoguattariyen bir ifadeyle ‘hayvan-oluş’a açılacak, hayvanlığı insan sesinde yankılayacak, billurlaştıracaktı. Şimdi, vocaloid’lerle birlikte ise insanın elinde, daha doğrusu ağzında söz dahi kalmaz, vocaloid onun yerine sözü ‘ses’lendirecektir: İnsanın kendi sözüne yabancılaşması. İşte bu, vocaloid müziğinin programı olarak saptanabilir. Sözün ve bir diğer söz biçimi olarak notanın yazılımca temellüğü ve işletilmesiyle, sese, titreşime, saf titreşime (fakat bu sefer dijital hâliyle) dönüş.
Vocaloid’lerin, o hâlde, önce sözü massettiğini söyleyeceğiz, sonra da onu kapsadığını. Vocaloid’lerin yaptığı esasında bu, yani sözü bir yabancı varlığa, alien entity’ye aktarmak. Böylece de insanı, ‘sözüyle var olan canlı’ olarak düşünülen mahluku, bir avatar’a, bir tür anon’a dönüşeceği, bu tip bir varlığa mahal vereceği bir devreye sokmak. Zatan Hatsune Miku’yu üretenin kim olduğunun hiçbir öneminin olmaması tam da bundan dolayı. Önemli olan Hatsune Miku ve onun karakteri; onun operatifliği, virtüözlüğü. Öyle ki o capcanlı, kanlı canlı insanlarla işbirliği yapabiliyor, bir vocaloid olarak: Örneğin etten kemikten bir anime kızı olarak Ashnikko’yla ya da daha farklı bir şekilde, anakronik bir biçimde ve bir fan construct yoluyla Müslüm Gürses’le (Baba’nın bestesini şakıyarak). Bu raddede de şu açık: Vocaloid’ler insan sonrası şarkıcılığın prototipik figürleri. İnsanlarla düet yapabilen, ne insan ne de makine olan, daha ziyade bir elektro-ağız olan ‘şey’ler.
Son olarak şunu söyleyeceğiz: Sözün, dilsel bir metinden, bir lirik ve melodi dizisinden fazlası olmadığını anıştırarak, sözü sesle, sesin yapaylığı, daha doğrusu her daim dönüştürülebilirliğiyle eşleyerek vocaloid’ler, özünde Derridacı bir programa sahiptir. Herkes tarafından işlenebilir, açımlanabilir bir ‘açık kod’durlar ve onları bir tür ‘süreçsel yapısöküm’ün parçası, devre parçası hâline getiren de budur. Herkes kendi vocaloid’ini bir diğerinden feyzle üretebilir ve dahası, bir diğerinin vocaloid’ini sahiplenerek (Hatsune Miku örneğinde olduğu gibi) dönüştürebilir, hatta vocaloid’ler arası bir düete dahi mahal verebilir (Satsuki ga Tenkomori’nin Hatsune Miku’yla feat’i). Kısacası vocaloid’ler, modüle ve modifiye edilmeye her daim teşnedir. Böylelikle yapılan ise sözün terminal noktasına vardırılması, orijinal host’undan bir başka host’a geçişi, basitçe sözün, ‘söz yazımı’nın sözün kendisiyle, ‘söz üreten akıl’la değil elektrik gücüyle, binary system vasıtasıyla ve işlemsel bir mimaride kendi ‘sonundan sonra’sına, exterminality’sine erdirilmesidir. Sözü makinesel bir programatiğe tabi kılmak. Hiper-karaoke.