Doğa Sultan, tekstil ve giyim tasarımı, sokak sanatı ve graffiti gibi alanlarda çalışmalar yürüten, Türkiye merkezli bir sanatçı. Bu pratiklerinin yanı sıra, uzun yıllardır kolektif projelerde yer alıyor ve sanat yoluyla politik ifade biçimlerini araştırıyor.
Bu röportajda, Kaygusuz Vandal, Doğa Sultan’ın üzerinde çalıştığı belgesel tarzındaki sanat kitabı projesini ve onu çevreleyen yan çalışmaları konuştu. Proje, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’dan DIY punk gruplarını ve diasporadaki müzisyenlerin seslerini bir araya getiriyor.
Bu büyüyen hareket, punk içinde sömürgecilik mirasıyla yüzleşmek ve egemen anlatıları yeniden yazmak için alan açıyor. Yakında çıkacak olan kitap, projenin yalnızca bir parçası. Aynı zamanda plak ve kaset formatında derleme albümler ve bu sahneleri birbirine bağlamayı, dayanışma ağları kurmayı hedefleyen bir konser turu da planlanıyor.
“Punk’ı dekolonize et, soykırıma son ver!”
Seni tanımayanlar için kendinden biraz bahseder misin? Yeraltı kültürüyle kesişimin ve bu projeye başlamana neden olan kıvılcımlar nelerdir?
Ben Doğa, birkaç farklı alanda koşturuyorum ama ana odağım tekstil ve giysi tasarımı. Beni farklı isimlerle sokakta da görebilirsiniz. Kendimi bildim bileli sokakla, sahneyle ve kolektif üretimle iç içeyim. Bu projeye başlama sebebim aslında bir eksiklik hissiydi. Kuzey Afrika ve Orta Doğu’dan yükselen sahne üzerine yapılan işlerin ya çok yüzeysel kaldığını ya da bu sahnelerdeki insanların sesini gerçekten taşımadığını fark ettim. (Hep belli başlı isim ve etiketlerin altına indirgenerek anılması, bkz. taqwacore.) Kendi yerimi de bu aralığı biraz da olsa doldurmak ve sesleri çoğaltmak üzerinden kurdum.

Bu kitap projesi nasıl doğdu? İlk fikir nasıl gelişti ve ne zaman, hangi ihtiyaçtan yola çıktın? Kolektif üretim fikri bu proje için neden kritikti?
İkinci el bir kitapçıda bulduğum eski gravür baskılarla başladı. Bulduğum eski baskı sayfaları Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan farklı kökenlerden insanların giysi biçimlerinin ve yaşam biçimlerinin kategorize edilerek görselleştirilmiş haliydi. Aslında buradan yola çıkarak kumaş yüzeyleri oluşturmaya başladım başka bir proje için, daha detaylı araştırmalar yapmaya başladım ve müzik sahnesi beni içine çekti diyebiliriz. Sonrasında kitap fikri doğdu çünkü ilham almak için müzik sahnesini kurcalarken çoğu gruba dair hiçbir bilgi bulamadım. Görsel anlatımdan yola çıkarak belleğe dair olanla bir bağ kurma fikriyle hareket ettim. Bu sahnelerin sesini duyan ama yüzünü hiç görmeyen biri olarak, aradaki boşluğu doldurmak istedim. Kolektif üretim bu noktada kritik çünkü anlatılan benim değil; bu sahnelerde var olan ve üreten insanların hikâyesi. Bu yüzden bunu birlikte yazıyoruz.

Kitap + toplama albüm + konser üçgeninde projenin farklı bileşenleri birbirini nasıl besliyor? Bu disiplinler arası yaklaşım senin için ne ifade ediyor?
Hepsi tamamen birbirini tamamlayan parçalar bana göre. Kitap, görsel ve metin içeriğiyle kalıcı bir hafıza yaratıyor, bir arşiv niteliği taşıyor. Konserler ise tüm bu kolektif üretimin canlı hâlini yansıtıyor ve olması gerektiği gibi bunu hep birlikte ve bir arada kutlamamıza olanak sağlıyor. Aynı zamanda kitabın estetiği ve anlatımından, konserlere ve müziği canlı dinlemeye uzanan yolculukta disiplinler arası bir yapı kuruyoruz ve bu benim için anlatımı derinleştiriyor.
Projeye dahil olan grupları nasıl seçtin ve bu grupları dahil etmenin (veya belli grupları dahil etmemenin) ardındaki düşünce neydi?
İlk etapta içgüdüsel bir seçim süreci oldu. Uzun süredir takip ettiğim gruplar ile iletişime geçtim. Hatta o kadar az grup vardı ki başta, bir yerde bir hata var diye düşünüp araştırmaları çok daha detaylandırdım ve grup sayısı 30’a yükseldi, hâlâ ulaşamadığım birçok grup olduğuna eminim ama bu proje, devamı olacak uzun bir süreç diye düşünüyorum. Şu an kitaptaki gruplar; Taqbir, Pure Terror, Demokhratia, Eteraz, Haram, Inqirad, Dead Bhuttos, Mazandaran, Khiis, Maran, Multicorp, Khassarat, Ragum, Shafrah, Snake Eater, Al-Thawra, Sucka, Ta2reeban, Tajnid, Uzu, Wafaq, Zanjeer, Znous.
Bu kitapta bu sahneye dair yaşanan olumlu veya olumsuz her şey konuşulsun, toplu bir arşiv oluşabilsin ve bu başkalarının yorumları ile değil doğrudan öznelerin anlatımı ile gerçekleşsin istiyorum. Bir yandan da açıklık getirilmesi gereken birçok konu olduğunu düşünüyorum —bunu kitapta göreceksiniz. Bu yüzden özellikle seçtiğim bazı gruplar da var, orası kitaba kalsın.

Bu proje politik olarak nerede duruyor? Anti-kolonyal yaklaşım ve müzikle bu duruş arasında kurduğun bağdan bahseder misin?
Proje açıkça anti-kolonyal bir yerde duruyor. Sadece geçmişin değil, bugünün kültürel tahakküm biçimlerini de ifşa eden bir yerde. Müzik burada aynı zamanda bir direniş aracı bence. Hem Batı’nın kültürel hegemonyasına hem de yerel baskı mekanizmalarına karşı alternatif bir alan yaratıyor diye düşünüyorum.
Bağımsız kalma kararın projenin ilerleyişini nasıl şekillendirdi ve neden önemliydi?
Bağımsız kalmayı tercih ettim çünkü yaptığım işlerde özneye ve içeriğe sadık kalmak istiyorum. Bir sponsor ya da kurumla çalışmak bir seçenek olabilirdi ama söylemlerimizi eğip bükmeye çalışmak, belli standartlara uyum sağlamaya çabalayarak üretmek ya da kimseyi bir isim altına indirgemek istemiyorum. Aynı zamanda bağımsız kalmak istememin bir sebebi de tüm bu işin bağımsız da yapılabileceğini göstermek.
Tüm bu projenin fonlama süreci nasıl ilerliyor? Maddi kaynak yaratmak adına neler yapıyorsun?
Bağımsız çalışmakta en büyük dert maddi kaynak. Fakat bu projede büyük bir dayanışma örneği ile karşılaştım. Cebimde bir bütçe ile başlamamıştım ama ilk iletişime geçtiğim kişilerden biri canım arkadaşım Nao (Taqbir) bana büyük destek sağladı. Birlikte bir tişört satışa çıkardık ve gelirlerini lansman gruplarının yol masrafları, kitap basımı gibi bütçelere ayırdık. Sonrasında aynı desteği Hassan (Zanjeer) sağladı. Şu an tişörtler hâlâ ön siparişte. Proje dayanışmayla kendini finanse ediyor.
Kitabın belgesel niteliği taşıdığını söylüyorsun. Sence bu kitap bir bellek çalışması mı, bir arşiv mi? Farklı formatların bir araya gelişiyle sen kendini nerede konumlandırıyorsun?
Bana göre bu kitap hem müzik hem de bir direniş arşivi. Bu iki kavram birbirinden ayrılamaz hâle geliyor.
Sence yeraltı sahneleri neden önemli? Dayanışma, ifade özgürlüğü ve politik direnç açısından yeraltı kültürünün sana göre anlamı ne?
Dayanışma pratikleriyle örülmüş, kendi içinde ilkeleri olan bir yapı. Bu yüzden hakikatini koruyor.
Lansman süreci nasıl ilerleyecek? Ekim ayında gerçekleşecek lansman konserleri, şehir seçimi ve organizasyon nasıl şekillendi, süreçte neler planlıyorsun?
Lansmanlar Ekim ayında İstanbul’da başlayacak. Bu röportaj sayesinde de ilk lansmanı duyurmuş olayım. 10 ve 11 Ekim’de iki gün boyunca Karga’da ilk lansman konserleri gerçekleşecek. İlk günü lokal sahneden Cerahat40K açıyor ve sonrasında Ta2reeban, Ragum ve Zanjeer ile devam ediyor. İkinci gün Kaygusuz Vandal ve Cheb Aadel’in DJ seti ile açılıyor, ardından Goblin Daycare, Shafrah ve Taqbir. Sonrasında 18 Ekim’de Berlin’deyiz, ardından Barcelona ile devam ediyor ve birkaç şehrin daha üzerinde çalışıyoruz. Şehir seçimleri gruplarla olan ilişkiler ve oralardaki lokal sahnelerle kurulan bağlar üzerinden şekilleniyor. Kimia ve Hassan ile bazı şehirlerin lansmanları için birlikte kafa patlatıyoruz. Temmuz ayında tur afişini paylaşacağım.
Bu projeye destek olmak isteyenler ne yapabilir? Katılım yolları ya da işbirliği önerilerin neler olur?
Kitap içeriğine katkı sağlayabileceğini düşünenler benimle sosyal medya ya da email üzerinden iletişime geçebilirler. (Müzik grupları dışında fanzinler, daha önce bu konuda yazılıp çizilmiş eski kaynaklar için de bakınıyorum.) Onun dışında projeyi şuan tişört satışı ile fonlamaya devam ediyoruz destek olmak isteyenler tişörtlere göz atabilir. Kendi sahnelerinde bu projeye yer açabileceğini düşünenler var ise lansman süreci için bu konuda da bana ulaşabilirler. Bir de lansmanlara gelin birlikte kutlayalım ahaha.
Bu projeyi yürütürken seni en çok zorlayan şey ne oldu ve en çok ne motive etti?
En zorlayıcı şey tek başıma koşturmaktı. Ama yol aldıkça yalnız olmadığımı gördüm. Birçok grup projeyi çok benimsedi ve birçok konuda bana destek oldular/olmaya devam ediyorlar. Sahne gerçekten yaşıyor ve birbirimizi taşıyabiliyoruz.
Farklı coğrafyalardan müzisyenlerle kurduğun bu ağ, yerel ve küresel direniş pratikleri arasında nasıl köprüler kuruyor? Müzikle kurulan bu küresel dayanışma ağı ne ifade ediyor?
Yerel mücadeleler birbirinden kopuk değil, farklı yerlerde veya birbirimizden uzakta olsak da bir aradayız. Bu çok güçlü hissettiriyor. Bunun bir örneğini de uzun yıllardır graffiti sahnesinde yaşıyorum, kültür bizi birbirimize bağlıyor ve tarifi olmayan bir dayanışma örneği ortaya çıkıyor. En sevdiğim yanı bu sanırım.

Çok sesli ve çok disiplinli bir organizasyon olan projede “temsiliyet” meselesini nasıl ele alıyorsun? Herkese adil alan açmak konusunda neleri dert ediyorsun?
Kimsenin sesi diğerini bastırmasın istiyorum ve herkesin kendi dilini, kendi biçimini kullanarak yer alabildiği bir alan yaratmaya çalışıyorum, -dolaylı yoldan diyebiliriz. Çünkü bunu zaten kitapta yer alan gruplar uzun süredir farklı yerlerde kendi dillerinde müzik yaparak ve kendi ifade biçimleri ile ses çıkararak sağlıyor, ben de bunu kalıcı belgelemek üzerine bir çalışma yürütüyorum.
Bu kitabın ve projenin ileride başka versiyonları ya da devam projeleri olabilir mi? Uzun vadede yaratmayı planladığın daha büyük bir ekosistem var mı?
Evet. Bu sadece bir başlangıç. Daha çok şehir, daha fazla grup, daha geniş bir alan mümkün. Belki ileride radyo programları, dijital arşivler ya da turnelerle bu ağı daha da büyütürüz. Tek bir kitapta bitmeyeceği kesin ama neye evrilir şimdiden bilemiyorum.
Tüm süreci kısaca özetlemen gerekirse nasıl özetlersin? Ve ana akımın dışında üretim yapmak isteyen benzer fikirlerdeki insanlara mesajın nedir?
Ana akım dışında üretim yapmak zor gibi gözükebilir ama mümkün. Ve en önemlisi, tek başımıza değiliz. Bazen yavaş ilerlese bile doğru yoldayız.
Bu söyleşinin orijinali 23 Haziran 2025 tarihinde diyconspiracy.net’te “Music, Memory, and Resistance: Doğa Sultan is Documenting the MENA Punk Underground” başlığı ile yayınlanmıştır. Buradan ulaşabilirsin.