“…
güneşin ve sicimin
ışınlarının altında,
öldü şüphe.
arta kalan ne ?”
güzellik ve anlam, sanat nesnesinde keşif mi edilir?
yoksa anlam ve güzellik, sanat nesnesine atıf mı edilir?
anlam ve güzelliğin sentetik bir ağını mı yaratıyoruz? kişilerarası ve insani.
anlam ve güzelliğin kendisi ile sanat nesnesi sayesinde ve aracılığıyla buluşuyor muyuz? ontolojik ve aşkın.
insanın gerçekleştirdiği her uğraş ve keşif gibi, sanatsal olan yaratıcı eylem de insan zihninin ve bakış açısının inşa etme eğiliminde olduğu, kısıtlı, enkapsüle, kendi kendine yaratılmış sentetik anlam şebekelerinde kaybolma eğiliminde.
belamızın özü,
sonsuzca bilinemeyen veya daha doğrusu ‘bilme’ ve ‘sembol’ denilenin imkansızlığı olarak vuku bulan varlığın,
‘zihin’ ve ‘söz’ denilen tarafından,
bilme/bilmek/adlandırmak gibi özünde asılsız ve hayali yetiler ile
donatılıp, perdelenmesi.
gözümde çakar ve yanar adlandırılamaz olan
ve ben ona derim, yangın, alev, soba, kibrit, çakmak, ocak
ateş
bir şey denilemezlik
cebime girer
aşkın olan
benim olur
benim şeyim
/
postmodern durum veya insan zihninden doğmuş ve doğduğu anda kendi kendisini yiyip tüketerek bizi zihnin ölümü ve sessizliğin gömüsü ile karşılamayan her iddia,
hayatın en süptil tınılarından en kabalarına uygun görülüp dayatılan, yaratılan ve savunulan her temelsizlik ve anlamsızlık iddiası,
gerçekliğin doğasına ilişkin bir iddia olmaktan ziyade algımızın doğasına ait bir labirent.
anlam ile buluşabilen,
anlam denileni sindirip, kendi varlığımıza öz ve eş olarak, vücudumuza katan organlarımızın yetersizliği,
kustular hazımsızlıklarını ve koydular adını ‘anlamın yokluğu’
midelerimiz ve bağırsaklarımız küçüle küçüle, aciz ve yoktan hallice
dönüştürdüler türkülerimizi iniltilere
inledik biz de böylece
anlamın en başından beri hiç var olmadığı sanrısını
sağır kaldık
muhabbetimiz kesildi
ve dedik ki
öteki dilsizdi
en başından beri
/
algımız, varoluşun bu yadsınamaz ve aşkın alanının sonsuz zeminine karşı kendi işleyişi ve oyunları dahilinde kör kalır. bunun nedeni, zihnin rasyonel, irrasyonel, entelektüel, sentimental ve sıklıkla kişisel olan içsel yaratımları ve nesnelerine olan düşkünlüğü, ve bu düşkünlükte kaybolunması ve yitilmesi
-dir
algı, zihin, söz denilen filtredir. filtre çarpıklıktır.
tadı pekmezi andırır.
zihin, kendi algılarının ve bakış açılarının değişkenliğini ve bu perspektif değişimlerinin, deneyimin kendisinde canlanan değişimlere olan eşliğini fark eder
(göz sadece kendini görür)
ve kendi içsel anlam ve anlayış haritasının (ve böylece bakış açısının [ve böylece görünür dünyanın kendisinin]) dokunulabilen, şekle sokulabilen bir şey oluşunu ve bu şey üzerindeki engin ve etkili gücünü fark eder;
varoluşun özüne yönelik iddialarını, kendi zihinsel oyuncakları ve nesneleri gibi, sonsuzca manipüle edilebilir, içsel anlamdan ve özden yoksun olarak ileri sürer;
ancak bu, zihinsel yapılardan oluşan entelektüel ve düşünsel alanı, varoluşu becerikli veya denk bir şekilde tasvir edebilen güvenilir ve yetkin bir sistem sanmaktır,
veya daha fecisi varoluşun bütününe ve varlığın doğasının özüne eşit varsaymaktır
.
kaidedeki pisuar veya diğer bütün benzer danslar “anlam” ve “güzellik”in suniliğinin sorgulanması ve iddiası olmaktan ziyade, bu değerlerin her şeyde ve her yerde bulunduğunun istemsiz ve somurtkan kanıtlarıdır,
ve gözün istediği yerde anlam yaratma yeteneği ile
baktığı her yerde anlamın kendisiyle karşılaşabilme yetisi arasında
hayati ve sonsuz bir fark var
.
müzikal deneyimde kolayca karşılaşılabilen bu alabildiğine süptil ve aşkın etkileşim ve iletişim (ki bu etkileşim herhangi bir sanat biçiminin ve yaratıcı çabanın yegane amacı, özü ve yareni) görsel ve plastik sanatlarda da, en elle dokunulur ve hissedilir halde mevcut.
yaratıcı eylemin ifade biçimlerinin en kirletilmişlerinden birini de beraberinde sunmasına rağmen,
(zihnin tanımları ve yapılarının menzilinde, daha ulaşılabilir ve dokunulabilir olabildiğinden dolayı.
:bunun sebebi sunumunun fiziksel ve kütlesel doğasının genellikle sabitlik ve durağanlıkta olması
ve yargı/değerlendirme denilenin, kelimelerden bilenen keskin çakılarına karşı ‘savunmasızlığı’.
hayatın ve anın hareketi ve akışı ile gerçekleştirdiği güreşinin
izlencesinin çok daha güçlü ve yeti sahibi bir farkındalık, sabır ve mevcudiyet gerektirmesi (izleyicide) vb.)
sanat deneyimini, deneyimin oluşunun tam merkezinde, yaklaşımın sessizliğiyle, yani dilsel ve semantik hareketin yokluğuyla,
kelimelerin ve imgelerin hayaletlerinin istilasındaki dünyasının bulanık hareketlerinden uzakta inceleyerek;
bulur ve sunar*.
kendini*
dünyanın kaynağı
asemik anlamdır.
müzikal deneyimde seslerin, sessizliklerin, sayısız titreşimin ve sayısız kompozisyonun,
zihnin dil, söz ve tanımdan inşaa ettiği hapislerinin sınırlarından azad,
patlayıcı bir anlayış içinde, olabildiğince soyut ve sezgisel bir anlam ile
parlayan bir deneyim oluşu
ve bizim kaynayışımız
eşsiz bir ipucu
ışık
bir cevher
ve bir hediye
(+905454825483)
suje-obje ilişkisi gibi algımıza kazınmış, muallakta sallanan kabullerin sorgu ve keşifleri,
içinde bulunduğumuz bu varoluş alanının,
tıpkı kulağa çalınan bir melodi gibi
kendi öz anlamını taşıyan bir deneyim olduğu gerçeğinin
kendi kendisini bulup ortaya çıkardığı anlar
daimiyetin şakısı
karın tokluğu ve his
duvarda asılı üzerlik ve
kurutulmuş dolmalık biberlerden göğnümüze bir kolye