Post-Rave Nedir?

Rave’in çağdaş Marksist tahlilleri, özellikle de Mark Fisher gibi, apaçık bir şekilde çağdaş olduğu kadar romantik bir Marksistinkiler, bugünün rave’inin sözüm ona sahip olduğu tek bir özellik üstünde durur: Metalaşmışlık. Bundan kasıt, Marksist bir tahlilden doğal olarak bekleneceği şekilde, göz önünde, apaçık olandır: Rave’in mutenalaşması. Parayla satılan, janti yerlerde konumlanan ve toplumsal çehresi tamamen değişmiş, özetle ‘metalaşmış’ rave. Bir rave yozlaşması.

Olumsuz koşul üstünde durmakta diretmeyecek ve soruyu dosdoğru soracak olursak: Rave’deki bu değişim ne ifade eder? Tahlil hatalı gibidir, ama tahlilin nesnesi reeldir. Gerçekten, rave’in finansallaşması, hijyenin had safhada olduğu yerleri/mekânları mesken edinmesi ve tabii ki katılımcılarının pek çok toplumsal tabakadan olması söz konusudur. Ama yine de, bu katmanlı durumun imlediği tek şey rave’in ‘bitmişlik’ hâli değildir. Daha ziyade, bir metamorfozdur; çift taraflı olan.

Ama önce, problematiğin bir kavram üstünden konumlandırılması gerek: Rave metalaşması, ‘rave sonrası rave’, post-rave anlamına mı gelir? Hem evet hem de hayır. Hayır, çünkü rave hâlâ aynı rave’dir, sadece niteliksel olarak (saydığımız nedenler) değişmiştir, dolayısıyla ortada rave’le alakasız bir deneyim yoktur, daha ziyade ‘kökensel rave imgesi’ ile uyuşmayan parametreler üstünden iş gören bir rave vardır. Ve evet, çünkü rave eski imgesiyle uyuşmayacaksa, başka parametreleri de hesaba katacak, farklı tür ihtiyaçları karşılayacaktır ki kendi kendini aşabilsin, böylece de post-rave durumunu sağlasın; genel itibarıyla ‘uyarıcılık’ temelli olan.

Şimdi, metamorfozun çift taraflılığına geri dönelim. Birincisi, herkesin giderek daha da eve kapandığı ama henüz hâlâ bedenli olmayı da kesmediği bir gerçeklikte, rave hakikaten bir tercih ya da kaçış değil, bir zorunluluk olmaya başlar: Herkes bedenini hissetmek ister ve bunun ‘sınıf’ı yoktur. Toplumun farklı tabakaları, sosyoekonomik durumlarından bağımsızca ve kendince, sistemik nedenlerle ve sıklıkla uyuşukluk içinde yaşar gözükür ve harici bir iddia pek de gerçekçi durmaz. Bakıldığında, post-rave de asla tek bir sınıfı varsaymaz, aksine bunu varsayan rave gibidir. Bu koşulu sağlayan da, post-kapitalist koşullarda bedensel katarsisin yokluğudur. Post-rave bunu mümkün kılar: Bedensel mevcudiyetin farkındalığıyla arınma. Let the bodies hit the floor-based vertigo.

İkinci olarak: Rave eskiden müzikle ilgiliydi, bugün (neyse ki) değildir; daha da. Tabii ki eski rave’lerde de ışık şovlarının bir yeri vardı, tabii ki yine hareketli görüntüler kullanılıyordu ama işte, bu denli değil. Bugün rave’ler, özellikle Sara Landry gibi DJ’lerin ayyuka çıkmasıyla birlikte, gerçekten de Wagneryen nitelikler kazandı ve onu post- ön ekiyle vaftiz eden de budur: Süper-tetikleyici ışık kullanımı, yer titreten bir ses sistemi, sürekli jenere olan hareketli görüntüler, aynı anda birkaç platformdan oluşan bir sahne, hiper-aktif dansçılar (bkz. Klangkuenstler’ın setleri) ve dahası, post-rave’in protokolünü açık eder ki o da uyarıcılıktır. Post-rave deneyimi ayrıca bunu imkânlı kılar. Ve bir sorusu vardır: Ne düzeyde uyarıma katlanabilirsin? Bir ekstrem spor olarak müzik.

Dolayısıyla, Marksist tahlil diyebileceğimiz (ya da böyle tanımlanmakta diretilen) şey bu perspektiften bön duruyor. Sorulacaktır: İnsanlar neden bedenlerini hissedemiyor, neden uyarılmak istiyor, rave bunun için neden işe koşuldu ve dahası, baskı altındaki bir sınıfın (siyahiler) kültürü nasıl olup da bu denli genele yayılmış [widespread] (ve beyazlar tarafından aklanmış [whitewashed]) şekilde temellük edilebildi? Bunlar bizim sorularımız olmasa da, hepsini yanıtlayacak bir cevap var: Her tür marjinal olgu zaman içinde merkezileşir, bu yolla da gündelik olanın dokusuna siner ve kuşkusuz ki rave de bundan azat değildir. Bugün rave’in geldiği hâl bunu açıkça gösteriyor. Hiçbir rave yok ki bugün total, toplu ve halüsinatif bir deneyim yaşatmaya çalışmasın. Talep edilen bu gibi, öyleyse arz da (ve hayır, tersi pek geçerli gözükmüyor).

Peki, post-rave koşulları altında, bedensel deneyim ihtiyacının ve bu ihtiyacın aşırı uyarım vasıtasıyla sınırlarını görüşünün sağlandığı bir durumda, rave neye dönüşür? Biz buna, vurguyla tekrar edecek olursak, rave’in ‘Wagneryen dönüş’ü diyoruz. Burada kasıt, rave’in de, tıpkı diğer müzikler gibi, salt müzik olmayı kesmesi, salt dans olmayı da bırakması, ama sinematikleşmesidir. Çoğu rave’de giderek daha da fazla yapay zekâ destekli görüntü üretimine ve profesyonel ışık şovuna ihtiyaç duyulması ama aynı zamanda aynı bağlamda ses sistemlerinin yapay depremler yaratacak denli güçlendirilmesi boşuna değildir. Tüm bunlar rave’i küçük, kapalı ve karanlık bir mekândan çıkarır ve onu bir ‘açık dünya’ deneyimine çevirir. Rave artık tüm duyulara hitap eder, yoksa birkaçına değil.

Rave’i ürettiği söylenebilecek sınıfın sisteme tam teşeküllü asimilasyonu –buna asimilasyon diyeceksek– sağlanmamış olsaydı, belki hâlâ eski tipte rave’den söz edebilirdik fakat hayır, söz edemiyoruz. Dahası, rave’ler giderek daha da çok dünyanın farklı bölgelerindeki DJ’ler tarafından yürütülmeye ve artık demode hâle gelmiş ‘siyaha karşı beyaz’ ikiliğinden sıyrılmaya meylediyor. Bu da ancak daha az değil daha çok ivmelenmiş, daha destabil bir dünyada mümkün olabilirdi. Oldu da. Bu açıdan post-rave, rave’i var eden koşulların değişimiyle ortaya çıkmış bir rave türüdür. Ne zaman ki Amerikan tipi ırk temelli sınıfsal ikilem (en azından sanatsal bağlamda) geriler, rave de başka tür problemlerle hemhâl olur. Bu örnekte: Bedenin istismarı.

İstismar, ama pejoratif değil de süperlatif bir anlamda. Post-rave hakikaten istismarla ilgilidir: Duyuların istismarı. Bir duyu kümesi, küresi, kozası olarak beden, gerçekten, ancak post-rave koşullarında hakiki bir overload yaşar. Overdose demiyoruz, çünkü rave’in ille de uyuşturucuyla deneyimlenmesi gerekmez (McKenzie Wark, Raving’de bunun altını kalın kalın çizmişti). Hatta giderek daha da az deneyimlenir bu şekilde. Rave’in uyuşturucuyla ilgisinin özsel olduğunu düşünenler, gerçekten, sıklıkla hiç rave deneyimi olmayanlardır. Post-rave koşullarında uyuşturucunun giderek hiçbir anlamı kalmaz. Neden mi? Zira deneyimin ta kendisi ekstaziktir. Dolayısıyla uyuşturucu, bu deneyimin bağlamında ancak nötralize edici bir etki yaratabilir. Aşırı uyarıma karşı aşırı uyarım: Deneyimsel sıfırlanma.

Öyleyse post-rave’in bir tür çoklu duyusallık yarattığını, çokduyulu bir tarafının olduğunu söyleyeceğiz. Koşullar basittir: (1) gündelik hayattan çekilen bedenin geri kazanımı, (2) bedenin duyarlı bir gözenek olarak tüm duyular üstünden uyarımı, son kertede ise istismarı, bile isteye istismarı ve (3) kimyasal saflık hâlinin zaman-mekânsal stabilizasyonu (Rave deneyiminden yeni rave düzenekleri ve konfigürasyonlarıyla türetilen ‘kafa’). Bunlar, rave’in ‘konser’imsi bir etkinlik olmasını sağlar ve sanılanın aksine, bu bir gerileme değil, ilerleme de değil, ama çok yönlü bir başkalaşımdır: Beden değildir artık rave’in yegâne nesnesi, ama zihin-bedendir. Soma [beden] olduğu kadar psyche’dir [ruh]. Post-rave’in psikomatizmi.

Yine de, bir soruyu tam manasıyla cevaplamadık: Neden post-rave de bir başka müzik değil? Çünkü müziği arka plana itmeye meyilliydi rave düzenlemesi, düzeneği, daha en baştan. Rave kapsamında, clubbing bağlamında dansa yapılan vurgu ilksel bir göstergedir. Post-rave’le birlikte ise bu daha da açık bir hâl almıştır. Kuşkusuz ki DJ hâlâ (bir isim değil bir figür olarak) merkezdedir, medyan bir şamandır, ama her hâlükârda, kendisini aşan, müziğe aşkın belirlenimler olmaksızın da bir hiçtir. Bugün hiçbir rave yoktur ki sizi yalnızca müzikal olarak etkilesin. Asıl böylesi konser olurdu; kanıksanan anlamıyla. Oysaki rave, artık operavari bir şeydir; bir tür ‘elektronik olarak geliştirilmiş opera’dır. Bir şov olarak ışık, bir sistem olarak ses ve bir akusmatron olarak mekân, hep birlikte post-rave deneyiminin sağlamasını yapar. Yüksek teknolojili, ışık etkilenimli, komavari bir elektro-akusmatik deneyim. Rave’den daha rave bir rave.


YAZAR

  • Hasan Cem Çal (d. 1994, İstanbul) İstanbul Bilgi Üniversitesi Radyo, Sinema ve Televizyon Lisans Programı’nı bitirdi. Yüksek lisansını yine aynı üniversitede Felsefe ve Toplumsal Düşünce Yüksek Lisans Programı’nda tamamladı. Sinema, edebiyat ve müzik başta olmak üzere pek çok konuda üç yüzden fazla metin kaleme aldı ve bunları Manifold, K24, Kompleks, Piksel.Bülten, Noesis Collective, The Curious, Art Unlimited, Çapak Dergi, SHEER, Ayrıntı Dergi gibi çeşitli matbu ve çevrimiçi yayınlarda yayımladı. Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi, Yermekân, Eldem Sanat Alanı, Goethe Enstitüsü ve Nâzım Hikmet Kültür Merkezi gibi kültür sanat alanlarında konuşmalar gerçekleştirdi; Türkiye Fenomenoloji Topluluğu Konferansı, ÇİSEM, Ulusal Sosyoloji Kongresi, Akdeniz Estetik Kongresi ve Türkiye Film Araştırmalarında Yeni Yönelimler Konferansı gibi akademik etkinliklerde bildiriler sundu. Serdar Kökçeoğlu’yla birlikte 21. Yüzyıl Sineması Konuşmaları adlı mobil konuşma dizisi vasıtasıyla İstanbul, İzmir, Eskişehir, Ankara ve Berlin gibi yurtiçi ve yurtdışındaki şehirlerde tekil ve konuklu konuşmalar düzenledi. Eldem Sanat Alanı bünyesinde gerçekleşen Çağdaş Türkiye Sineması adlı aylık film programının da küratörlüğünü üstlendi. Çal, Manifold’un editöryel ekibinde yer alıyor. Ayrıca muhtelif filmlerin ayrıntılı analizlerine yer veren Wax Podcast’in eş programcılığını ve sinemanın kavramlarını odağına alan Cinecept Podcast’in solo programcılığını üstlenmekte. Akademim Yayınları tarafından yayımlanan Ludoloji: Video Oyunları Üzerine Denemeler ise ilk kitabı. Doktora çalışmalarına Kadir Has Üniversitesi’nde İletişim Bilimleri Doktora Programı’nda devam ediyor. Araştırma alanları arasında film felsefesi, deneysel film ve video, medya teorisi, video oyunları ile genişletilmiş sinema bulunuyor.

    Tüm Yazılarını Görüntüle

Comments are closed.